bir okul kaybolurken
Ankara’da Mimar Kemal Ortaokulu, güvenlik gerekçesiyle boşaltılıyor. Okulun mezunlarından Mahfi Eğilmez’in Twitter’da yazdıkları insanın içini acıtıyor.
Eğilmez, kendi kişisel tarihine ilişkin izlerin silindiğini düşünüyor ve haklı. Bir yandan da ulusal tarihimize ilişkin izler siliniyor. Cumhuriyet'in özellikle ilk yıllarının tarihini taş taş korumak gerekirken yapılan işe bak. Bu okulun başına ne geleceğinden asla emin değiliz. Bilemiyoruz. Çünkü önceki örnekler iyi durmuyor. Açıklamalar bulanık. Şimdilik boşaltılıyor. Ya sonra?
Bunu sadece düz bir korumacılık veçhesinden söylemiyorum; o yapının zaten yaşaması gerektiğini düşünüyorum. Bir yurttaş neden dedesiyle ninesiyle veya torunuyla aynı okuldan mezun olamasın? Fazladan bir köklenme duygusu… İnsanı böyle şeyler yaşatıyor.
Bir zaman önce, gözümün nuru bloguma yazmıştım. Burada da yeri geldi, izninizle alıyorum. Bu arada ben pek öyle Avrupa öven biri değilim ama şehrin muhafazası ve hafıza konusunda bizden çok önde, en azından belli bir noktada, bir yerlerde olduğunu söyleyebilirim. Çünkü biz neredeyse hiçbir yerde değiliz.
“ (…) Yıllar önceydi. Amsterdam’da Spui Meydanı’nda bir kafede, yedi göbek Amsterdamlı bir arkadaşımla oturmuş çene çalıyorduk. Kahvesini içerken, ‘Beni buraya ilk babam getirdi’ dedi; ‘babamı da babası getirmiş.’ Çocuğu olursa, arkadaşım da onu getirecekti. O çocuğun da zinciri devam ettireceğine şüphe yok.
Aile saadeti, bağlar, gelenekler bir yana, bu zinciri mümkün kılan bir unsur var: Amsterdam değişmiyor!
En azından ‘büyük harfle’ değişmiyor. Kendini yenilemeden, insanlarının yeni hayatına adapte olmadan yaşamak bir şehir için de olası değil elbette. Ama kendi kalarak, kendini koruyarak dönüşmesi mümkün. Üstelik bu hal insanlarına da iyi geliyor.
Anne babanızla aynı okula gitmenin, aynı sokaklarda dolaşmanın, aynı kafede barda takılmanın, evet, insana iyi gelen bir tarafı var. Bildik bir şarkıyı dinlerken huzur bulmak, hatta onu yıllandıkça daha da sevmek gibi.
(…) İnsan yaşlandıkça muhafazakârlaşıyor belki. Her şeyin aynı kalmasını istemek belki de dünyanın ritmine ve gidişatına haksızlık etmektir. Ama bu çağda, bu delice değişimden böylesine yorulmuşken, bir eski sokak lambasını, bir sıradan bankı bıraktığınız gibi bulunca, eski bir dostunuza rastlamışsınız gibi geliyor. Geçmişten bugüne salınmış bir çapa…”
Eğilmez’in tweet’inin altında, onunla aynı okula, Mimar Kemal’e giden biri “beni 82 yaşımda ağlattılar” diye yazmış. Okul ayrı koyuyor sahiden… İçinde dostlarınla ve belki dertlerinle büyüdüğün yerin yitmesi fena koyuyor. Bunun da aynı akıbete uğramamasını umalım.
Şu mekân işini ilk yüz yılda öğrenemedik, ikinci yüzyılda ne yapacağız bakalım.





Avrupa'da olduğu gibi Buenos Aires'te de muazzam bir mimari var. Şehrin muazzam altyapısı, geniş cadde ve sokakları, tarihi binaları ama ille de o evler. Arjantinliler de eski binaların yıkılıp yenmilerinin yapılmasını eleştiriyorlar. Türkiye gibi mimari mirasını çöpe dönüştüren bir ülkeden sonra bu eleştirilere anlam dahi vermekte zorlanıyorum.
Yıllar önce Londra'dan İstanbul'a, İstiklal'de yürüyüp memleket özlemimi dindireceğim diye bir umutla döndüğüm bir tatilde, istiklalin başında durup hüngür hüngür ağlamıştım. Ağaçsız, delik deşik kaldırım taşlarıyla yiten ruhuna ve kaybettiğim yuva hissine ağlamıştım.
Memleket elden nasıl gidiyor diye soruyor ya kimisi, işte böyle böyle...
37 yaşındayım. Memleketime gittiğimde muhakkak ilk okulumun yanından geçer, huzur bulurum.