dünyanın en narin çiçeği
“Demokrasi dünyanın en narin çiçeğidir…”
Mehmet Ali Birand, Demirkırat’a böyle girerdi ve ardından da Fahir Atakoğlu’nun o büyüleyici (yıllardır hep de kafamda çalıp duran) müziği başlardı.
Böyle büyüdüm ben; bunlarla büyüdük çoğumuz. Demirkırat ile başlayan belgesel serisiyle. Darbeler tarihiyle…
Pazar günü yaşananların, şu an algıladığımızdan daha büyük, daha vahim, bir yandan da daha sonuç üretici olduğunu sanıyorum.
Demokrasiye, toplum düzenine müdahalelerde, 1980’e kadarki darbelerden sonra bence bu 24 Mayıs geliyor.
19 Mart’tan bile daha vahim. Ama zaten 24 Mayıs’ı, 19 Mart’tan, hatta ondan da çok önceden beri süregelen bir sürü gelişmenin sonucu sayabiliriz. Sonuç olsa bile, bu sonuç, bir büyük sebebe dönüşüp çok daha fazla sonuç üretecek.
Neden bu kadar büyük ve vahim; neden önemli?
Çünkü ortada asker yok. Bir mahkeme var. Siviller var. Elimizde ‘mutlak butlan’ diye, yaşanmış olanı yok sayan, sonrasını da yok sayan ve milyonlarca insanın oy verdiği partinin ortasına bomba gibi düşen ya da düşürülen bir garabet var.
İkincisi, ortada çok tuhaf bir niyet var. Parti kapatmak gibi bir niyet değil. Bu, partiyi yönetmek anlamına geliyor. Sadece partiyi de değil, toplumsal düzeni yönetmek niyeti… Ve bu yönetimi beceremeyince de… Video oyunlarında ‘save’lemek vardır; ‘save’lediğiniz yerden yeniden başlarsınız. Mutlak butlan işte o…
Ya da sinemadan bir örnek. Haneke’nin sinir bozucu ‘Funny Games’ini seyrettiyseniz… Orada, saldırı altındaki kadın karakter bir an kurtulacak gibi olur. Saldırganlar çaresiz kalmıştır. Kadın kaçmak üzeredir. Seyreden bizler de rahatlarız. Ama orada Haneke sürpriz bir hamle yapar ve saldırgan eline kumandayı alıp filmi geriye sarar ve kadının kaçamayacağı bir ana döneriz hep beraber. Saldırgan önlemini alır; kadın da hamlesini artık yapamaz. Anladınız, işte öyle bir durum.
Bu, toplumsal düzenin işleyişine, sivil elinden daha önce hiç olmamış büyüklükte bir müdahale.
*
Öğretici de bir yandan.
Memleketin verdiği dersler bitmiyor. Yediğimiz kazıklar da bitmiyor. Artık adını anmak istemediğim KK’dan yediğimiz de öyle böyle bir kazık değil.
Aldandık mı, o zaman da bu tür bir düzeysizlik peşinde miydi, bilemem ama bugünkü manzaraya bakınca söylenecek tek şey var: Aldandık… CHP’li değilim ama neticede götürüp oyumu ona verdim. Üstelik isteyerek de verdim.
Yine de bu adama nasıl aldandık diyenler için söyleyeceklerim var...
Bir hocam, "insan kavun mu ki koklayıp alalım" derdi. Biz mevcut sistemde sadece bir seçmeniz, önümüze getirilen kişiyi oyluyoruz. O kişinin kim olduğuna dair, partili olsak bile etkimiz ya hiç yok ya çok az. Eski sistemde de böyleydi. Şimdi yeni sistemde bir de ya herru ya merru vaziyeti geldi.
Bir başka hocam da "Türkiye'de 'Seçim Kanunu' ve 'Siyasi Partiler Kanunu' değişmeden gerçek demokrasi gelmez" derdi. Ülkede tek adam rejimi var diye üzülüyoruz ama partilerde de var; buna üzülmüyoruz.
Beğenmediğimiz Trump bile bir sıra ön seçimden geçip başkan adayı oluyor. Delegenin gerçekten seçtiği başkan adayında 'aldanma' ihtimali azdır. Milletvekilleri ve belediye başkanlarında da. KK ve ekibinin düzeysizliği bir yana, bu düzenin komple yıkılması lazım.
*
Öğrendiğimiz, hemen o gün öğrendiğimiz bir şey daha…
24 Mayıs’ta iktidarın sadece kendinden ibaret olmadığını, muhalefeti de kapsadığını net bir şekilde gördük. İrili ufaklı bir sürü iktidar adası var, çeşitli pazarlıklarla büyük iktidara eklemleniyorlar.
Rusya tipi iktidar hedeflenmiyor, o çoktan kurulmuş meğer. Kurulmuş da halkın yarısından çoğunu hâlâ ikna edemiyor. Çünkü iktidarı cebren ve hile ile tesis etmekten başka bir halttan anladıkları yok.
Bir umut varsa, o da burada.
Özgür Özel bir süredir zaten o umudu temsil ediyor. Bu ondan da çok büyük bir mesele. CHP’den de büyük bir mesele. Bir yol ayrımındayız. Hangi ayarlarla yola devam edeceğimizin kavgası bu. Özel, mücadeleci biri olduğunu gösterdi, umarım bu konuda samimiyetle devam eder; çünkü düzgün liderlere ihtiyaç var.
Umut etmeye hep ihtiyaç var.
*
PS
Şu üç yayını izlemenizi öneririm.




Defalarca kırdılar o çiçeği, yapraklarını yoldular, toprağını kuruttular. Şu günleri atlatalım, oğlu Kerem bile babasının adını anmak istemeyecek.
Cok guzel bir yazi Yenal bey. Kotulugun ve hukuk tanimazligin seytandan ote bir level'iyla karsi karsiyayiz, bunu bilerek hamleleri cok da acik etmeden ilerlemeli CHP ve bizler bence.